Side Apolon Tapınağı’nda Verilen Günbatımı Konseri Sırasındaki Kelaynakların Uçuşu
10 Nisan 2011 tarihinde Side Apollon Tapınağı’nda bir günbatımı konseri verildi. Resimde gördüğünüz gibi havadan yana pek şansımız yoktu. Kara bulutlardan batan güneşin ışınlarını göremedik. Konser de öyle ahım şahım değildi. Genellikle klasik İtalyan şarkıları ve Batı türüne adapte edilmiş birkaç türkü ve türk sanat müziği parçası. Ama o rüzgarlı günde herkes elinden geleni yaptığı belliydi. Ayrıca o muhteşem konumda karga sesli birisi çıksaydı bile hoşumuza giderdi. Kalabalık bir seyirci kitlesi toplanmıştı. Keşke bunun gibi konserler Side’de daha fazla olsa. Ancak seyirciler için en büyük atraksiyon ufukta Doğu’ya doğru seyreden ince, uzun ve siyah renkli göcebe kuşlar sürüsü oldu. Keyfe bakın : bir tarafta muhteşem Apolon Tağınağı, diğer tarafta kulağa hoş gelen İtalyan aryaları ve ufukta yüzlerce kilometre uzaktaki bir ülkeden hareket edip Güney sahilleri boyu uçan göcebe kuşlar! Var mı daha büyük bir olay! Ama niye Doğu’ya uçuyorlardı? Bahar’da kuşlar Güney’den Kuzey’e uçmazlarmı?


Seki’de bir İngiliz komşum var : Mike. Bu beyin merakı kuşlar. Bahar aylarında elinde dürbün bahçelerde, dere ve kanal boyu gezer durur. Bana birkaç sene önce Seki’de gördüğü kuş türleri ile ilgili bir liste vermişti. Sadece Seki’de 30′a yakın kuş türü tespit etmiş. Side’den döner dönmez hemen Mike’ı aradım ve gördüğümüz kuş sürüsünü anlattım. Birkaç sual sordu ve hemen “Bu kuşların ismi kelaynak, Avrupa’dan gelip Gaziantep taraflarına kuluçkaya yatmaya gidiyorlar” dedi. Bu kadar basit. Sadece bilmek gerekir.
Onur’un Mutfağı
Ne yaşa gelirseniz gelin hergün bir şeyler öğreniyorsunuz. Zannedersem hayatın en güzel taraflarından biri bu devamlı öğrenmek. Yeni bir şey ögrendiğinizde duyduğunuz heyecan, sizi herhalde hayata sıkı sıkı bağlayan o kördüğüm olması gerek. Yemek yapmak da öyle bir durum. Her gün sağdan soldan yeni dürtüler geliyor. Ah bak, yeşil fasulyeyi portakal suyu ile pişirmiş, Allah Allah bal kabağından meze oluyormuymuş, incirin üstüne nar ekşisi dökülürmüymüş, etc.. Yeni şeyler öğrenirken ne yazık ki annelerimizin, teyzelerimizin, halalarımızın mutfağını unutuyoruz. Bir milleti birbirine bağlayan sadece milli duygular, bayrak veya bastığımız toprak değildir. Bize özgü atalarımızdan gelen mutfak bizi biz yapar. Bu nedenle bize miras kalan mutfağımızı unutmadan yeniliğe açık olmamız gerekir. Hem ne güzel: çocuklarımıza hem büyüklerimizden öğrendiklerimizi, hem de bizim neslimizin katkısını devredeceğiz. Bundan daha olumlu birşey olamaz. Bu elbette benim düşüncem.
Size şimdi çok basit bir ön yemek (Fransızların hors d’oeuvre dedikleri, meze değil elbette. Çünkü meze içki ile yenilir. Biz de içki içmeyen bir toplumda yaşadığımıza göre, uyum sağlamamız gerekiyor artık.) tarifini vereceğim:
Beyaz Peynirli İncir
8 Akdeniz inciri (yeşil)
10 ceviz (kırılırken dağalmasın)
100 gr yağlı beyaz peynir
Nar ekşisi veya Balsamiko
İncirleri dörde bölelim. Aynı sekilde cevizleri dikkatle kırarak ya yarım ya da dört parçaya ayıralım. Beyaz peyniri küçük dilimlere bölelim.
İncirleri yassı bir tabağa yerleştirelim. Aralarına bir dilim beyaz peynir ve bir ceviz parçası koyalım.
Üzerine nar ekşisi veya balsamiko dökelim.
Oldu da bitti afiyet olsun!
Cennet ve Cehennemin Arasındaki Cizgi II
Bugüne kadar Seki’nin hep güzeltaraflarını gösterdik ve olumlu şeylerden bahsettik. Esasında Seki’nin kendi içinde hiç bir çirkin tarafı yok. Bunu kesinlikle belirtmem gerekiyor. Seki’yi çirkin yapan ne yazık ki insanlar. Köylümden bahsetmiyorum. Her ne kadar onlar da Seki’nin değerini tam bilmeselerde! Seki’yi mahveden kişiler bir modernleşme ve kafalarını döndürmüş bir rant sevdası peşinde olanlar. Belki de Seki’nin en büyük şansızlığı bir Akdeniz köyü ve denize bu kadar yakın olması. Sahil kıyısı sanki “Gölge etme, başka ihsan istemem!” veya “sen kimsin ki, sen sadece ve yalnız benim emrimde olabilirsin” diyor.
Aşağıdaki resim bunun acı bir örneği! Sahildeki oteller Seki’ye çöplerini gizlice atıyorlar ve buna benden başka kimse karşı çıkmıyor! Herkes hayatından memnun! Bu nasıl bir dünya! Cennet mi cehennem mi?
Cennet ve Cehennemin Arasındaki Cizgi I
Seki kuşkusuz bir cennet. Zaten her gelen “Onur Hanım siz ölmeden bir cennetde yaşıyorsunuz!” diyor. Evet, sahiden de öyle! Doğanın zenginliği, yeşilin her tonu, çiceklerin çeşidi ve kokusu! Tanrım o kokular yokmu, insanı bambaşka bir aleme götürüyor. Ve tabiatın cömertliği : kolunu uzat, topla inciri, eriği, nektarini, elmayı, portakalı, limonu, grapefruitu
vs. vs. Neyi ekersen ek toprağa, sanki gözlerinle görüyorsun büyüdüğünü.
Hele o manzara! Karşımda 180 derece bir görüntü : Seki Köyü, yemyeşil Manavgat ovası, sağımda ve solumda muhteşem Toros Dağları ve nihayet masmavi Akdeniz.
Güneş batarken köydeki insan sesleri ve köpek havlamaları sanki uzaklaşıyor ve herşey gizemli bir havaya giriyor. Ve ezan sesi! Yüce Tanrı’nın bize verdiği bu güzellikler karşısında eriyorum ve doğa ile bir bütün oluyorum. Lütfen öldüğümde beni bu topraklara gömün. Gömün ki vücüdumdaki hücreler, atomlar, nanolar her bir tarafa yayılsın ve ben de bu doğanın bir parçası olayım.
Bukalemun’u Kızdırdığımız Gün
Size hiç bir bukalemun meydan okudu mu? Siz hiç bir bukalemunun hiddetinden sarardığını gördünüz mü? Bu resimler bu olayın tanığı. Şunu da belirtmem gerek : Hayvancağız bizi tehdit ederken bir de arslan kükremesi gibi bir ses çıkartıyor. Tabii ki bir arslanınki gibi yüksek sesli değil, ama yine de narin gövdesi ile orantılı olmayan bir gürleme. Eğer bukalemun bir arslan büyüklüğünde olsaydı,kükremesi dağları titretir, toprağı zangır zangır oynatabilirdi. Neyse ki bukalemun küçücük bir hayvan! Ne kadar şanslıyız değil mi?
Her Köye bir Eşek Gerek
Bana öyle geliyor sanki eşek türü Türkiye’de (belki de genel olarak dünyada) tükeniyor. Eşekleri koruma altına almamız gerekiyor. Kesinlikle! Eşekler halbuki çok faydalı yaratıklar. Mesela bu resimde gördüğünüz eşek ormanda sabahtan akşama kadar kesilmiş ağaçları taşıyor. Ben Seki Köyüne geldiğimde köyde 2 tane eşek vardı. Sabahları anırmalarıyla bizleri uyandırırlardı.
O zamanlar kızardım, ama şimdi zavallı hayvanlara haksızlık ettiğimi anlıyorum ve onları özlüyorum. Ismail eşeğine binip tavşan avlamak için ormana giderdi. Şimdi eşeğimiz ne yazık ki yok. Seki Köyü’ne bir eşek gerekli. Ayrıca köylüm olan sevgili Ismail’e söz verdim kendisine bir eşek alacağım diye. Sözümde de durmalıyım. Ismail’e kim bir eşek bulur?



